Anasayfa / Alinda Antik Kenti

Alinda
Alinda, komşusu Alabanda ile karşılaştırıldığında Karpuzlu İlçesindeki şehrin kalıntıları olağanüstü güzelliktedir. İşin tuhaf yanı ise, hiç kazılmamış olmasıdır. Yerleşim, 1765 yılında Chandler tarafından ziyearet edilmiştir; fakat verdiği kısa ve isteksiz bilgiler, yapıların nasıl bu kadar mükemmel korunduğu hakkında hiçbir fikir vermez. Chandler, buranın Alabanda olduğunu zannetmiştir; şehrin gerçek kimliği ise daha sonra Siör Charles Fellows ve diğerleri tarafından orada ele geçen paralar sayesinde teşhis edilmiştir. Ancak, Karpuzlu’ daki bu yerleşimde, buranın Alinda olduğu teyit edecek herhangi bir yazıt ele geçmemiştir; fakat yinede bu teşhisin doğruluğu kesindir. Tamamen bir Karia yerleşimi olduğu kaydedilen Alinda’nın köykenti hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Şehrin tarihte ilk ve hemen hemen tek görünüşü Mousolos’un kardeşi Kraliçe Ada ile ilişkilidir. İ.Ö. yaklaşık 340 yılında, kardeşi Piksodaros tarafından tahttan indirilen ve Alinda’ya sürülen Ada, burada saltanatının kısmen de olsa sürdürmeye devam etmiştir. Bu arada da tahtını tekrar ele geçirme fırsatını yakalamayı bekleyen kraliçenin bu bekleyişi, çok uzun sürmemiştir. İ.Ö. 334 yılında Büyük İskender Karia’ya geldiğinde, Ada onu görmeye giderek Alinda’yı teslim etmeyi ve erkek kardeşine karşı da yardımda bulunmayı teklif etmiştir. Ayrıca kraliçelere yakışan bir özgüvenle onu evlat gibi benimsemeyi de önermiştir.

Buna karşılık olarak ta kaybettiği tahtını geri istemiştir. İskender’in cevabı, yumuşak karakteri yüzünden çok nazik olmuştur; ondan Alinda’yı almayı reddetmiş ve oğlu olarak kabul edilme fikrini memnuniyetle kabul etmiştir; daha sonra iki burun haricinde Halikarnossos ele geçirildiğinde, bunların işgal edilme görevini Ada’ya havale etmiş ve bu işi tamamladığında da, onu tüm Karia’nın kraliçesi olarak ilan etmiştir. Ada’nın İskender’le olan ilişkisi, Alinda için ayrı bir önem taşır. Byzantion’ lu gramerci Stephanus, Ethnica adlı yapıtında İskenderiye adındaki on sekiz şehirden “Latmos yakınındaki İskenderiye” olarak adlandırılan bir tanesinin Karia’da olduğunu söyler; ayrıca bu şehrin, Praksiteles’in yaptığı bir Aphrodite heykeli barındıran Adonis Kutsal alanı’na sahip olduğundan da söz eder. Bu, İskenderiye şehrinden, başka yerde bahsedilmemiştir ve isminin, Yunan kökenli olmayan şehirlerin Hellenistik Ddönemde geçici olarak aldıkları, hükümdarlara ait birçok isimden biri olduğu açıktır ( Alabanda’da olduğu gibi ).

Bir kısmınm araştırmacı, söz konusu olan şehrin, Latmos’un aşağısındaki Herakleia olduğunu düşünürken, diğerleri daha büyük olasılıklarla bu şehrin Alinda olduğunu kabul ederler. Şehrin adının, kraliçeyle bu kadar yakın ilişkiler içinde olan bir fatihin ardından değişmiş olması çok doğaldır. Ayrıca Alinda, Latmos yakınında olarak adlandırılabilecek şehirlerin kesinlikle en uygunudur. Helenistik dönemde, Alinda’yı bir an içinde olsa görmek mümkündür. Karpuzlu’ da ele geçen bir yazıtta, Olympikhos’un görevlerine sadık iki yardımcısı olduğundan söz edilir. Muhtemelen Olympikhos o zamanlarda, Alinda’da ya da yakınında bir karargaha sahiptir. Fakat bu düşünce kesin olmaktan çok uzaktır; gerçekten de bahsedilen bu iki adamın her ihtimale göre Alinda vatandaşı olduğundan daha fazla bir sonuç çıkartılamamaktadır. Hatta bu yazıtın Alinda’ya ait olmadığından, Karpuzlu’ ya başka bir yerden getirildiğinden şüphelenilir. Bununla beraber Alinda, hiç şüphesiz ki İskender’in seferini takip eden dönemde süratle Yunanlılaşmıştır.

Biraz önce bahsedilen yazıt Erektheis adında bir klandan bahseder. Bu isim direk olarak, mitolojik kral Erektheos’ dan ismini almış bir Erektheis klanına sahip olan Atinalılar’ dan alınmıştır. Eğer yazıt gerçekten Alinda’ya aitse, bu dikkati çeken önemli bir durumdur; ve eğer Alinda, 3.’ncü yüzyılda Praksiteles’in yaptığı bir heykele de sahipse şehrin Karialı karakterini çok çabuk kaybetmiş olduğu açıktır. Ancak, bunların hiçbirinin doğruluğu kanıtlanmamıştır; fakat günümüze kadar gelen kalıntılar başlı başına bir kanıttır. Tiyatro ve görkemli market yapısının her ikisi de Helenistik dönemde inşa edilmiştir; gümüş para basımı da en yaygın tip olan Herakles’li örneklerle birlikte yine aynı dönemde, yaklaşık İ.Ö. 200. civarında başlar. Şehir duvarları, daha erkan dönemde, muhtemelen Mousolos sayesinde inşa edilmiştir. Arrian’ın, Alinda’yı “en güçlü şehirlerden biri” olarak tarif etmesine bakılırsa şehir İskender geldiğinde güçlü bir savunmaya sahip olmalıdır. Aynı zamanda Alinda, Karia kökenli tüm şehirler gibi Khrysaorik birliğine de üyedir.

Asya eyaletine dahilken ve Roma İmparatorluğu’nun himayesi altında iken Alinda hakkında duyduğumuz herhangi başka bir şey yoktur. Şehir, İ.S. 3.’ncü yüzyıla kadar para basmaya devam etmiştir ve daha sonra Stauropolis ( Aphrodisias ) himayesinde dini bir merkez haline geldiği kaydedilmiştir. Muhakkak ki Alinda’yı gördükten sonra bırakıp geri dönmek kimsenin hoşuna gitmez. Şehrin yeri, Arria’nın anlattıklarını tamamen haklı çıkartan muhteşem bir yerdir; yaklaşık 152 m. ya da 183 m. yüksekliğindeki tepenin, bir sırtla daha yüksek bir tepeye bağlandığı güneybatı kısmı haricinde ki burası da şehrin bir kısmını oluşturur. Tüm çevresi uçurumdur.

Düzgün kesme taş bloklardan inşa edilmiş şehir duvarları çok iyi korunmuştur. Bu duvarlar, zirveyi ve tepenin güney doğu yamacını çevreler; fakat kuzey yamacı hariç tutulmuştur. Bu günkü şehirden tırmanan ziyaretçiler ilk önce, planda C olarak gösterilen ve şehrin değerli parçası olan Market binasına ulaşırlar (Lev.46). Benzer yapılar başka yerlerde de, örneğin troas Bölgesindeki Assos’da, Aiolis Bölgesindeki Aigai’de, Pamphylia Bölgesindeki Seleukia’da bulunmuştur; fakat hiç biri buradaki gibi iyi korunamamıştır. Yapının 99 m. uzunluğundaki tamamı ve 15,2 m.’nin üstündeki yüksekliğinin büyük bir kısmı ayaktadır. Üç katlı olan yapının en üst katı, kuzeyde birleştiği agora ile aynı seviyededir. Alt kat, güneydeki dar bir terasa açılır. Bu teras, kısman yamaçtaki kaya oyularak, kısmen kayalar ile payandaların arasına inşa edilen taş duvarlarla desteklenir. Alt kat, uzunlamasına bir uçtan bir uca kesintisiz bir duvarla ortadan ikiye, bu duvarı enine kesen duvarlarla da biri diğerinin arkasında bulunan çiftli odalar şeklindeki dükkanlara bölünmüştür.

Ön sıradaki odaların dükkan olduğu açıktır. Bunlara, ön duvarlardaki ikisi kemerli, onu kare olan on iki kapıyla girilir ve bu odalardan da arka sıradaki odalara girişi sağlayan birer kapı açılır. Öndeki odaların hepside aynı büyüklüktedir. Ve de hepsinin kendine ait bir kapısı vardır. Bazı kapılardan iki yada daha çok bitişik odaya girilir. Arkadaki odaların, hemen hemen tamamı döküntü ile doludur. Zeminin doğuya doğru yükselmesi sebebiyle o uçtaki son dört kapı diğerlerine göre daha yüksektedir. Bu uçtaki kısa duvarlarda da kemerli bir kapı vardır. Işık, ön sıradaki odalara çoğunlukla ön kapılardan girse de bunun yanında V şeklinde pencerelerden de girer. Arka odalar, sadece ön odadan geldiği kadarı ile aydınlanır, bu sebepten de loştur. Bazı odalarda, fakat hepsinde değil, kapı olmadığı için pervazlarda oyuklar vardır. Orta katın yüksekliği, alt kata göre daha azdır. Bu kat, ortasındaki bir sıra çiftli yarım sütunla, ki bunlar her iki kenarın sütunların olduğu köşeli dikmelerdir; tam ortadan ikiye bölünmüştür. Sütunlar, bir alt katın uzun orta duvarı üzerinde yer almaktadır; fakat bazı istisnalar haricinde kısa duvarlar la kesiştiği noktalarda değildir. Bunlar, 45,7 m. aralıklarla yerleştirilmişlerdir; oysa ki aşağıdaki odalar çeşitli büyüklüktedir. Aydınlatma, ön duvardaki ince uzun pencerelerle sağlanmaktadır.

 

Bunlar, ışığı yayması için içeriye doğru eğimlidir. Ayrıca, batıdaki kısa yan duvarda büyük bir pencere daha yer almaktadır. Bu katın odalara bölündüğüne dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, ahşap bölmeler olması mümkündür; fakat biraz önce bahsedilen büyük pencere, tek bir oda için gereğinden fazla büyüktür, sanki tüm galeriyi aydınlatması için tasarlanmış gibi görünür. Bu katta aşağıdan mı yoksa yukarıdan mı ulaşıldığı anlaşılamadığı gibi ne işe yaradığı da bilinmemektedir.; muhtemelen aşağıdaki dükkanlar için bir depo görevi görmekteydi.(Lev.50) Agoranın güney kenarına bitişik olan en üst kattan, geriye çok az şey kalmıştır. Orta kat gibi, bu katta uzunlamasına bir sıra sütunla ikiye bölünmüştür. Orta kattaki çiftli yarım sütunların hemen üstüne yerleştirilen bu sütunlardan bazıları hala yerindedir. Yivsiz olan sütunların sadece kaidesini bir pervaz çevreler.

Agoraya bakan kuzey kenarında da, muhtemelen bir sıra sütun vardır; fakat geriye hiç bir şey kalmamıştır. Diğer üç kenarındaki duvarlardan ise, sadece batıdakinin bir kısmı korunabilmiştir. Burada 3,05 m. yüksekliğindeki bir köşe sütununa bitişik bir sıra halinde düz blokların ayırdığı, kalıpla şekillendirilmiş beş blok vardır. Bu duvar tarzı alt katların duvar tarzından tamamen farklıdır. Hiç şüphesiz ki bu duvarda ve doğu kenarındaki köşe sütunun kalıpla şekillendirilmiş bloklarından en alttakinin olmasından dolayı, güney duvarda da pencereler vardır. Bu katın düzenlenmesinin geri kalanının nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, zemininin orta katınki gibi ahşap olduğu açıktır.

Planda D olarak gösterilen Agora, market binasının uzunluğu boyunca devam eden düz bir alandır ve genişliği 30,5 m.’nin üstündedir. Arkası, tepenin hafif eğimindeki bir istinat duvarı ile sınırlıdır. Alışık olduğu gibi bir stoa ile çevrilidir; fakat bu gün sütunların çok azı görülebilmektedir. Agoranın heykellerle süslü olduğunu gösteren kaideler bulunmamıştır; gerçekten de heykel şöyle dursun yerleşimin hiçbir yerinde bir heykel kaidesi bile bulunmamıştır. Planda E olarak gösterilen tiyatro da, market binası gibi oldukça iyi korunmuştur ve en az onun kadar albenilidir. Orta büyüklükte olan tiyatro, yaklaşık otuz beş oturma sırası ile büyük ölçüde korunmuştur; fakat içinde büyüyen bitkiler nedeniyle bir hayli taş yerinden oynamıştır. Arka duvarının bir kısmı görülebilen tek bir diazomaya sahiptir ve en üstteki ambulatorium, yani açık galerinin de büyük bir kısmı korunmuştur.

Romalı Mimar Vitruvius’un belirlediği ve çoğunlukla göz ardı edildiği gözlenen kuralın aksine tiyatronun yüzü, güneydoğuya bakar. Caveanın istinat duvarı ve analemmanın orijinal yüksekliğinin çoğu hala ayaktadır. Bu duvarlar, Helenistik dönemin düzgün taş içiliği ile inşa edilmiştir. Her iki kenarda birer tane bulunan kemerli girişler diazomaya geçişi sağlar. Kuzeybatı kenarındaki kapı, bugün dışarıdaki zeminden 2,74 m. yada 3,05 m. daha yüksektedir. Bu da, zeminin seviyesinin değişmiş olduğunu gösterir ki gerçekten de böyle dik bir yamaç üzerinde bunun olması çok doğaldır. Tiyatronun en ilgi çekici kısmı, sahne binasıdır. Alt ksımı toprak altında kalmıştır. Fakat kazı çalışmaları, sahneyi neredeyse tamamen ortaya çıkarmıştır. Sahne binası yıkılmıştır; fakat ön duvarı, önünde 1,22 m. çıkıntı yapan taş direklerle birlikte görülebilir.

Önünde, pilastrlarla desteklenmiş ve 2,13 m. uzunluğunda, 91 cm. genişliğinde taşlarla döşeli sahne yer alır. Bu taşların çoğu, hala yerinde duruyorsa da orta kısmında biraz tahribat vardır. Sahne, sahne binasından yaklaşık 5,18 m. kadar çıkıntı yapar ve her iki yandaki paradoslarla son bulur. Bütün bunlar, Roma döneminde yeni bir düzenleme yapılmış olduğunu gösterir. Bu dönemde sahne, daha çok oyuncunun sığabilmesi için caveaya doğru uzatılmak suretiyle genişletilmiştir. Ephesos ve başka yerlerdeki gibi, daha özenli hazırlanmış Greko Romen tiyatrolarda paradosların üzeri kapatılmış ve bunların yerini yeni kemerli girişler almıştır;fakat Alinda da bu yapılmamıştır. Bu sebeple, sahne hala o günkü görünüşünün çoğunu yani orijinal Yunan tiyatrosu görünümünün büyük bir kısmını kapatılan paradoslar haricinde korur. Sahnenin alt kısmı gömülmüş olduğu için yüksekliği bugün belirlenememektedir. Zirvenin hemen altında levha 53’ de görülen muhteşem bir kule vardır. İki katlı olan bu kule mükemmel bir taş işçiliği ile inşa edilmiştir.

Alt kat, bitişik duvarlarda yer alan iki kapıya sahiptir. Bunlardan güneydekinin üst sövesi yaklaşık 3,05m. uzunluktadır, diğerinde ise sövenin üzerinde yükünü hafifletmek için üçgen bir boşluk yer alır; üst kat, muhtemelen altından taş çıkıntılarla desteklenen ahşap bir balkona çıkılan büyük bir kapıya ve birkaç pencereye sahiptir. Kulenin yakınında tepeden aşağıya tiyatroya gittiği söylenen bir tünel ağzı vardır; fakat hiç kimse içine girmemiştir. Tünelin alt girişi ise tiyatronun hemen yukarısındadır. Zirvede yuvarlak planlı çapı 15,2m.’nin üstünde amacının ne olduğu anlaşılamayan bir yapı vardır. Bunun hemen batısında ise bir tapınak olduğu düşünülen küçük bir yapının temelleri bulunmuştur. İki odaya eğer bir tapınak gibi düşünecek olursak bir pronaosa ve bir cellaya sahiptir; sütunları varsa da bugün hiç birisi görünmemektedir.

Buran bir sırtla kuzey doğuya geçilerek daha yüksek bir zirveye gelinir ki burası da sadece konutların bulunduğu görülen ikinci bir akropolistir. Etrafı kalınlığı 1,83 m. ile 2,13 m. değişen düzgün taş işçiliği ile inşa edilmiş duvarlarla çevrilidir. Etrafı çevrili yaklaşık 228,6 m. uzunluğundaki bu ince uzun arazi batıya doğru hafif meyillidir; ve en dar noktasından planda H olarak gösterilen bir duvarla ikiye bölünmüştür. Bu duvarda muhtemelen bir kapı vardır; fakat sadece belli belirsiz izleri görülmektedir. Güneyde çok daha alçak bir seviyede planda E olarak gösterilen bir çeşit ilave bulunmaktadır. Buda diğer alan gibi kuleleri olan duvarlar la çevrilmiştir. Planda J olarak gösterilen 2,59m. genişliğinde ki kapı bu aşağıdaki alana girişi sağlar. Kapının bir kenarındaki altı bloktan en üstteki bir kemer başlangıcı gibi içeriye doğru kavis yapar.

Kapı hemen yanındaki kule tarafından korunur. Bütünde alanda halka ait yerlerin kalıntıları vardır. Bunlar B olarak gösterilen en yüksek noktada nispeten daha az C,E,F ve özellikle G olarak gösterilen noktalarda çok fazladır. Yapıların duvarlarının ana hatları kapı direkleri eşik taşları ve çok sayıdaki kesilmemiş yapı taşından fark edilebilir.Planda K olarak gösterilen duvarın hemen yanındaki noktada normal büyüklükte altı sarnıç yer almaktadır. Bunlar zeminden en az 5,18m. kazılarak meydana getirilmiştir. Çok iyi kalitede inşa edilmemiş duvarlar 60 mm. Kalınlığında oldukça bir kalın sıva ile astarlanmıştır ve sıvanın kırmızı renginin izleri hala görülmektedir. Bu ikinci akropolis birinci akropolise güzel, sağlam bir duvar ve kulelerle bağlanır. Bu duvar aradaki sırttan güneye doğru akan dar ve derin bir derenin üzerinden geçer; daha sonra sırtın üstünden devam eder. Fakat bunun sadece çok az olan izleri görülür. İkinci akropolisin ötesinde bir sonraki tepe ile bunun arasındaki çukurda hala çok iyi korunmuş bir su kemeri vardır.

Güzel ve sağlam inşa edilmiş ise de, mükemmel bir işçilik için iddialı değildir. Burada dört kemer ve hiç şüphesiz bir yolun yada patikanın geçmesi için açılmış 1,83 m. genişliğindeki kapının bulunduğu bir duvarın kalıntıları vardır. Bugün bu kemerlerin içinde yürümek mümkündür; fakat esas zemin seviyesi daha aşağıdadır. Kemerlerin üstünde, kenarlarda bir sıra birbirine paralel bloklardan ve üstleri kapatan diğer bloklardan oluşan bir su kanalı vardır. Bu blokların beş tanesi hala yerindedir. Şehrin dört bir yanında, hatta su kemerlerinin ötesindeki tepenin uzak ucunda bile, çok sayıda mezar vardır. En yaygın olanı, yekpare bir kayaya oyulmuş ve üzeri ayrı bir kapakla örtülmüş olan “Karia” tipindeki mezarlardır.

Bunların çoğu; tam boy mezarlardır; fakat bazısı, yaklaşık 46 cm2.(18İnch kare) büyüklüğünde kare çukurlar ile çıkıntılı bir kenar şeklindedir. Bunların yanında bir çok da lahit vardır. Bunlar, kapağın kısa kenarında bir kabartma yada çıkıntı bulunmayan sade lahitlerdir. Ayrıca, şehirde bugün modern kullanıma çevrilmiş olan çok sayıda oda mezar vardır. Mezarların hiç birisinde yazıt yoktur; fakat su kemerlerinin yakınındaki bir lahit’in üzerinde bronz bir isim tabelasının konulması için açılmış hissini veren üç delik vardır.

Alinda’dan ele geçen yazıtlar gerçekten çok az sayıdadır. Yazar, sadece caminin yapımında pencerede kullanılmış olan bir parça görmüş ise de, bilinen bir iki yazıt daha vardır. Aynı şekilde sanat eserleri de çok azdır. Heykeller, altarlar, rölyefler ve mermer eserler neredeyse tamamen yok olmuştur. Eğer Alindalılar gerçekten Praksiteles’ten bir heykel satın alacak kadar sanata değer veriyordu ise, bu kıtlık şaşırtıcıdır. Bununla beraber, şehirdeki evlerden birinin duvarında, (inşaat sırasında kullanılmış) beyaz mermerden yapılmış bir friz bloğu olduğu görülmüştür. Bu friz, bir mücadelede dövüşen sekiz kişiyi tasvir etmektedir ve bir tapınaktan gelmiş olmalıdır. Eğer gerçekten öyleyse ait olduğu yapı kaybolmuştur.